Owen’ın bir müzisyen olması, filmin sinematografik atmosferini ve işleniş tarzını muazzam zenginleştiriyor. Yaşadığı aşk acısını, Emily’ye duyduğu o bitmek bilmeyen özlemi ve kampüsteki o kaotik kovalamacaları kendi besteleriyle ve şarkılarıyla dışa vuruyor. Yönetmen, filmin ritmini Owen’ın gitarından dökülen melodilerle ve enerjik indie-pop şarkılarıyla birleştirerek izleyiciye tam anlamıyla işitsel bir şölen sunuyor; müzik, karakterin iç dünyasındaki o tatlı karmaşayı seyirciye doğrudan aktaran en güçlü köprü oluyor.