Filmin tekinsiz ve hüzünlü anlarında devreye giren o bildik nostaljik soundtrack parçaları, sahnelerin klostrofobik etkisini ve tırmanan gerilim dozajını başarıyla destekliyor. Londra’nın o ışıltılı sokakları ile okul kapısındaki o soğuk, yargılayıcı atmosfer arasındaki kontrast, modern toplumun yozlaşmış taraflarına naif bir eleştiri getiriyor. Bridget’ın her şeye rağmen pes etmeyen yapısı ve çocuklarını korumak uğruna girdiği bu komik süreç, saf insan sevgisinin formüllere karşı zaferini ilan ediyor. Her yaştan sinemaseverin kendinden bir şeyler bulabileceği bu sıcak yapım, izleyicinin yüzünde uzun süre kalacak buruk bir tebessüm bırakarak tatmin edici bir sonla noktalanıyor.