Julio’nun babasından miras kalan ve geleneksel yöntemlerle el yapımı ayakkabılar üreten dükkanı, kapitalizmin ve ekonomik çöküşün karşısında yok olmaya yüz tutmuş eski bir dünyayı simgeler. Müşterilerin faturalarını bile ödeyemediği, takas usulüyle alışveriş yapmaya çalıştığı bu dükkan, Julio için hem bir gurur kaynağı hem de onu dibe çeken maddi bir yüktür. Dükkanın kepengini indirmek ve babasının hatıralarını tasfiye etmek zorunda kalması, karakterin geçmişiyle olan bağlarını koparma sürecindeki en hüzünlü ve simgesel kırılma anlarından birini oluşturur.